Porno Musical.ly'deki En Kötü Şey Değil

Şu makalenin çok da profesyonelce olmayan bir çevirisi, düzeltme önerilerine açığım:

Kızım 10 yaşında. Musical.ly uygulamasını telefonuma yüklememi istiyor ki komik müzik videoları çekebilsin. Herkeste var, diye ağlıyor, hatta annesi FBI ajanı/sosyal yardım işçisi/pediatrist/çocuk bakıcısı olanlar bile.

Vauv. Pekala. O halde...

Kızım okuldayken uygulamayı telefonuma indiriyorum ama hesap açmadan içeriği görüntülememe izin vermiyor. Chardonaynay49 ismiyle bir hesap açıyorum, sonra onu silip daha az annesel bir isimle hesap açıyorum – gummibear9 (jelibonayıcık9) .

Tek kelime deneyimimi özetliyor: HayattaOlmaz-ÇocuğumBuUygulamayıEdinmeyecek.

Musical.ly masum görünüyor – sadece müzik videoları çeken çocuklar, ve öyle, ama daha çok böyle: Milyonlarca kullanıcının internete yüklediği içerik, aynı zamanda canlı yayın da yapabiliyorlar, ben de Musical.ly yi kullanırken ilk pornoyla böyle karşılaştım. Çok yardımsever çıplak bir adam kendi canlı yayınını canlı olarak yayınlıyordu (ne demek istediğimi anladınız).

E çocuklar nasıl olsa böyle şeyleri eninde sonunda görecek değil mi? Şimdiden görmelerine izin verebiliriz. Oldu olacak şimdiden sarhoş olmalarına, kafaları çekmelerine de izin verebiliriz. Sonsuza dek onları bir kabarcığın için tutamayız. 8 yaşındaki çocuklar 5 yıldır altbezi kullanmıyor; eğer oturağa işeyebiliyorsan, internette de kendini idare edebilirsin değil mi? Haklı mıyım?

Aşırı tepki gösterdiğimi düşünen arkadaşlar kızımın hesabını özel e çevirirek sübyancıları uzak tutabileceğimi söylüyor, ama sübyancılar benim en büyük kaygım değil. Nedeni de bu: Farzedelim çocuğunuzu görünmez yapabilirsiniz. Görünmez çocuğunuzu şehir merkezinde herhangi bir alışveriş merkezinde bırakıyorsunuz. İçerde kim var hiç bir fikriniz yok – şanslıysanız içerisi Nobel Barış ödülü kazananlarla, seritifikalı pediatristlerle dolu, ve J.K. Rowling. Dua edin içerisi insanlığın en kötü örnekleriyle dolu olmasın. Kimse çocuğunuzu göremiyor, ama çocuğunuz herkesi görüp herşeyi duyabiliyor. Bunu yapar mıydınız?

Tabii ki yapmazdınız. Çoğu ebeveyn çocuklarının kime ve neye maruz kaldığına dikkat ediyor. Çocuğunuzun hesabı görünmez olsa bile, gene de tüm benliğiyle orada olacak, ve herşeyi içine alacak.

Affedersiniz, bir vampirle çiftleşen çizgifilm bir ayıyı nerede bulabilirm?”

19 numaralı reyon, B bölümü, sonsuz içeriğin sol tarafında.”

Teşekkürler.”

Problem değil. Benim adım Sosyal Medya. Dilediğinizce 2 milyar insanın kişifel fotoğraflarını, videolarını ve ağız ishalini -yorumlarını- keşfedebilirsiniz.”

Sosyal Medya insan hayalgücünün Costco su gibi (bir tür üyelik gerektiren ucuz market zinciri sanırım -S). Willy Wonka ve Çikolata Fabirkası'ndaki o şarkıyı hatırlıyor musunuz? “Benimle gel/ ve saf hayal gücünden oluşan bir dünyada olacaksın..” Kulağa harika geliyor. Ta ki çocuğunuzun kimin hayal dünyasına girdiğini hesaba katana dek.

Ahh. Ama çocuğum çıplak fotoğrafları ve şiddet içeren videoları youtube'da görünteleyemiyor, çünkü ebeveyn kontrollerini açtım.

İyi yapmışsınız. Fakat maalesef, ebeveyn kontrolü 12 yaşındaki Gabbie Green'in intiharını engelleyemedi, bir çok sosyal medya ve mesajlaşma platformunda diğer çocukların siber-zorbalığına maruz kaldıktan sonra. Snapchat, Instagram, Musical.ly, Facebook, Kik uygulamarında “ebeveyn kontrolü” diye bir şey yok. Marco Polo, Yellow, SayAt.me ve Monkey adlı mesajlaşma uygulmalarında da yok (hiçbirini bilmiyorum ama popüler şeyler olsa gerek -S). Liste böyle gidiyor da gidiyor. Ve hayır, çocuğunuzun söylediklerini gözden geçirmeniz mümkün değil (veya çocuğunuza söylenenleri) çünkü çoğu mesaj yollandıktan sonra silinebiliyor yahut yollandıktan sonra kendi kendini siliyor.

Soru: benim çocuğumun senin çocuğuna haftanın 7 günü 24 saat erişimi olmasını istiyor musun?

İyi. Çünkü ben de senin çocuğunun benim çocuğuma öyle bir erişimi olmasını istemiyorum. Gençlerde frontal cortex (önbeyin, ön lob) gelişimini henüz tamamlamamış oluyor. Dürtüsel ve ben-merkezci oluyorlar. Korkunç kararlar verip bir köpekbalığından daha zalim olabiliyorlar. Ayrıca çatışma yönetimi becerileri de berbat. 6. sınıf (11-12 yaş) öğrencileri henüz saçlarındaki nemlendiriciyi bile durulama konusunda ustalaşmış değiller, ve biz onlara sınırsız halka açık ifade etme gücü mü veriyoruz? Ülkenin başkanı bile internette kendini kontrol edemiyor, stabil bir dahi olmasına rağmen.

Kime hangi gücü vermemiz gerektiği konusunda dikkatli olmamız gerektiği açık.

Ama Musical.ly ye geri dönelim...

Porno Musical.ly deki en kötü şey değil

En kötü şey, çocukları (8 yaşından başlayarak) kendilerini cinsel objelere çevirirken izlemek. Bunu doğru yapan çocuklar (genç Kardashianlar) takipçi kazanıyor. Yanlş yapan çocuklar -yeterince “seksi” olmayan, yeterince komik olmayan, yeterince kavrama becerisi olmayan çocuklar- yorumlarda açık açık alay ediliyor. Daha kötüsü, “yüz kızartan” lip-sync ler yapan çocuklar “Musical.ly Yüz Kızartan Video Derlemelerinde” (“Musical.ly Cringe Compilation” ) ölümsüzleştiriliyor. Bu videoların bazıları 5 milyondan fazla izlenmiş. Kalbim sadece istismar edilen çocuklar için sızlamıyor, Musical.ly de (veya Youtube) gezinirken bütün bu çirkinliğe tanık olan tüm çocuklar için sızlıyor.

Daha da kötüleşiyor...

Musical.ly filtrelerini aşan bir tür şifreli dil var. Bazı çocuklar kendi videolarını şöyle etiketliyor thot – That Ho Over There (oradaki fahişe?)- yahut fgirl, sxy, whooty (white girl with booty – koca popolu beyaz kız), sin (günah). Bunları takip etmeye çalışırken bol şans, bu şifreler haftadan haftaya değişiyor. Bir de şarkı sözleri var- kolayca etkileniyorsanız burada okumayı bırakın- kaba, sert sex üzerine şarkı söyleyen çocuklar. 9 belki 10 yaşında gördüğüm küçük bir erkek çocuğunun kullanıcı ismi cinsel açıdan o kadar grafikti ki okduğum şeyi anlamakta güçlük çektim. Küçük bir çocuk. Genç de değil. Çocuk.

...Ve çok daha kötüsü

#killingstalking (takip edip öldürme) etiketli Musical.ly ler var, bunlar erkek çocuklarının kızların boynuna bıçak dayadığı karanlık temalı (sanatsal? duygusal?) videolar. #selfharm (kendine zarar verme) etiketli, intihar seçeneklerini gösteren videolar var – küvetler suyla doluyor, jilet/bıçak görüntüleri, artık yaşamak istemediğini söyleyen kız çocuğu sesi. Göğsü kanayan bir erkek çocuğu videosu da gördüm (evet, gerçek kan). Gördüğüm bir kızın uylukları da o kadar kesikler içindeydi ki bu makaleyi yazmaya ara vermek zorunda kaldım. Uzun bir ara. Görüntüler derinden rahatsız edici. #cutter (kesici) ve #triggerwarning (tetiklenme uyarısı) ve #anorexic (anoreksik) videoları var. Yeme bozuklukları olan bazı akıllılar da videolarını proana (pro anorexia - anoreksi taraftarı) diye etiketliyor. 11.000 den fazla #selfhate (kendinden nefret etme) etiketli video buldum. Böyle gidiyor da gidiyor. Her etiketin kendi sihirli gardrobu var, her zaman kış olan ama asla Noel olmayan bir aleme açılan bir kapı. Sanki Narnia ama Aslan eksik. O halde çocukları kim kurtaracak? Görünüşe bakılırsa, diğer çocuklar.

Küçük Çocuklar kendilerinden azıcık daha büyük diğer küçük çocukları kurtarmaya çalışıyor Musical.ly'de (Evet, bu cümleyi bilerek yazdım)

Çabaları güzel gözükebilir, hatta umut dolu gözükebilir, ama değil. Bir çocuğun başka bir çocuğun karanlığına adım atması güzel değil, yanlış. Bir #intihar videosunun altında şu yorumu gördüm: “Sen güzelsin lütfen kendini öldürme, ben 10 yaşındayım ama arkadaşın olurum”. Çocuklar esprili çizgifilmler izlemeli, bisiklete binmeli, çamurla mamurla oynamalı, sanat yapmalı, Minecraft oynamalı, satranç öğrenmeli, ve kötü sihir numaralarıyla canımızı sıkmalı. Diğer çocukların kendilerini öldürmesini engellemekle uğraşmamalı.

Fazla mı dramatiğim?

Orasını size bırakıyorum, tek bir şartla. Hayatınızın birkaç haftasını bu etiketlere ayırın. #fgirl (fuck ile kız kelimesinin birleşmiş hali gibi) ve #cutting dünyasının içinde sürünün. Bir süre zaman geçirin. Unutmayın, içerik sürekli değişiyor, o yüzden öyle hemen bir girip çıkıp sonra netflix'te dizi izleyerek anlayamazsınız. Gerçekten anlamak için, Musical.ly yi -ve herhangi bir sosyal medyayı- bir çocuğun kullandığı gibi kullanmalısınız.

Bana en çok sorulan soru

Ebeveynleri bu çocukların böyle videolar paylaştığını/izlediğini biliyor mu?” Tabii ki hayır. Dylan Klebold'u hatırlıyor musunuz? Columbine olayında okulda ateş açan çocuklardan biriydi, depresif olan (psikopat olan değil -o Eric Harris idi, onun toksik arkadaşı.) Dylan nazikti, komikti ve öğretmenleri tarafından çok sevilirdi. İyi bir aileden geliyordu -ebeveynleri ile de yakındı, özellikle babsıyla. Çocuklarının intihar eğilimi hakkında hiç bir fikirleri yoktu, cinayet eğilimi hakkında da. Kendilerine zarar veren veya şiddet eylemleri gerçekleştiren çocukları duyduğumuzda korkunç ebeveynler hayal ederiz: Eh, durumu bu açıklıyor! Dylan'ın annesi sevgi dolu, pratik ve dikkatli birisiydi. O sendi. O bendi. Çocuğunun öğle yemeği arasına küçük notlar sıkıştıran cinsten bir anneydi. Burada öğrenilmesi gereken ders sosyal medyanın ve şiddetli bilgisayar oyunlarının çocukları intihara ve okulda ateş açmaya sürüklemesi değil. Ders, biz ebeveynlerin çocuklarımızı zannettiğimiz kadar iyi tanımadığımız/bilmediğimiz. Bildiğimiz tek şey ergen beyninin hassas, duyarlı olduğu ve kolayca etkilenebildiği. Çocuğunuzun beyninin ne gördüğü ve ne ile vakit geçirdiği önemli.

Dylan'ın annesi bir kitap yazdı. Yürek burkucu ve göz açıcı. Haftalar önce bitirdim ama bir parçası aklımdan çıkmıyor: “Dylan'ın günlüğüne yazdıklarını o hayatta iken okumuş olmak için feda etmeyeceğim hiç bir şey yok; o karanlık boşluktan onu ve kaybolan diğer masum hayatları hala çekip çıkarma şansımız varken.”

 
Yukardaki Musical.ly ekran alıntısına bakın, altındaki yorumu okuyun ("Keşke ben de senin gibi görünseydim" yazıyor). Dışarlarda bir yerde bu kızın annesi muhtemelen kızının komik lip-sync videoları izlediğini düşünüyor, boşluğa uzandığını değil. Bu vakada anoreksi çağırıyor. Dylan'ın vakasında intihar çağırıyordu. Diğerleri için, kendinden nefret etme dolu yaşayan bir cehennem. Sıfır bildirim. Sıfır takipçi. Sevginin yokluğu -diğer çocukların binlerce takipçi, beğeni ve kalplerle edindiği türden bir sevgi- somut bir kanıt: Dünya benim bir kaybeden/ezik olduğumu düşünüyor. Kendi yüzlerini çirkin kelimesiyle etiketleyen çocuklar var. Dünyanın bunlardan tabii ki haberi yok. Ama çevrimiçi kimliği olan bir çocuk için, bu reddedilme hissi küresel.

Bütün çocuklar karanlığın içine kaymıyor, ama çoğu yaklaşıyor. Neden? Çünkü beyinleri dürtülere karşı duyarlı. Beyin doktorları bu şekilde açıklıyor: "Limbik sistemde önemli değişiklikler meydana geliyor, bu kendini kontrol edebilme becerisini, karar verme yetisini, duygularını ve risk-alma davranışlarını etkiliyebiliyor. Beynin ön lobunda aynı zamanda miyelin sentezi artışı yaşanıyor, bu da ergenlikteki bilişsel süreçlerle alakalı." Yani şöyle de diyebiliriz; çocuğunuzun beyni yarı-pişmiş durumda. Çocuğunuza çevrimiçi anahtarları teslim etmeden önce bu zafiyet hakkında iyice düşünün. 

Soru: Çocuğun telefonda  ne kadar vakit geçiriyor?

Herhangi bir ekranda? 8-12 yaş arası günde ortalama 4 saat, gençlerde bu süre kaydadeğer ölçüde daha fazla. Bu çocuklar yetişkin olarak topluma girdiğinde ne olacak? Kendi hayal dünyalarını keşfetmek için asla kesintisiz zaman tanınmayan, boş bir sayfa bulamayan çocuklar kime dönüşecekler? Veya çevrelerindeki zengin, karmaşık dünyadan -sanattan, hikayelerden, boş bir alandan, gerçek insanların gerçek hayat hikayelerinden bir şeyler alma fırsatı bulamayan çocuklar -onun yerine yabancıların homojen, hiper-seksüelleştirilmiş sanal dünyalarından ilham alan çocuklar.

Nefes almak için alan

Eğer çocuğunuzun bir çevrimiçi benliği yoksa, büyük ihtimalle sosyal çevresi de kısıtlıdır -okuldan arkadaşlar, komşular, aile. Okulda zor bir gün geçirdiyse, öğleden sonra çalan zil onu özgür kılıyor. Okulda öğle yemeğinde ona sataşan ahmaklar onunla birlikte akşama evine kalmaya gelmiyor. Düşünmek, sizinle olmak, okumak, köpeğine sarılmak, kendini ve cesaretini toplamak için bir alanı var. İnternetteyse okul zili yok, kaçış yok; kızının varlığı küresel, hataları da öyle. Alay edilme kalıcı. Ergenlik zaten fiziksel olarak yeterince asap bozucu, bir çocuktan ayrıca bir de çevrimiçi ego idare etmesini istemek, uçak düşerken ipliği iğneye geçirmeye çalışmasını istemek gibi.

Çevrimiçi benlik ticarileştirilmiş bir benlik

O benlik kaç "Like/Beğeni" değerinde? Kaç takipçi? Bir çocuk değerinin bir sayı tarafından belirlendiğini çabuk ve sert bir şekilde öğrenir. Olumsuz düşünce zincirleri kaçınılmaz: Diğer herkesin daha çok takipçisi var. Diğer herkesin daha çok beğenisi var. Dün postaladım ama sadece 2 kişi beğendi. Araştırmalar gösteriyor ki 10 yaşlarındaki genç kızlar bile kendi beden imajlarıyla ilgili sıkıntı yaşıyor, Instagram kullanırken anksiyete/endişe maduru oluyorlar. Time dergisindeki bir makalede, Frances Jensen (Pensilvanya Üniversitesi Perelman Tıp okulunda Sinirbilim bölümü başı), Sosyal medya ve akıllı telefonlar anksiyete ve depresyonun en temel sebebi değilse bile "Hızlandırıcı etkileri olabilir, bir ergenlik endişesinin kıvılcımını alevlendiren benzin etkisi yaratabilir" diyor.

(Buradan sonrasını çok da içime sinerek tercüme etmedim açıkçası, biraz çaresizlikten doğan garip öneriler, ama orasını şimdilik fazla kurcalamadan tercümeye devam -S)

Orada mısın Bill Gates? Benim, Çocukluk

Eğer Bill ve Melinda Gates dinliyorlarsa belki Amerikan çocukluğunun bu manzarasını değiştirecek bir şeyler yaparlar.(Melinda endişeli bir anne olarak bu konu hakkında kendisi de bir makale yazdı.) Belki Melinda ve Bill bir teşvik teklifinde bulunabilirler. Mesela bu nasıl: Eğer bir çocuk BÜTÜN sosyal medyadan uzak durursa -Snapchat yok, Instagram yok, Musical.ly yok, KiK yok vs.- 16 yaşına gelene kadar, Gates derneği çocuğa 1600 dolarlık bir çek yazacak 16. yaş gününde. O parayı da çocuk dilediği gibi kullanabilir -kolej masraflarına yatırmak zorunda değil. Alışveriş yapabilir! Arabaya yatırabilir! Konser biletleri!

Çocuklara bundan daha önemsiz başarılar için para ödülü verdiğimiz oluyor- bowling turnuvaları, heceleme yarışları, sanat müsabakaları. "Mahalle" baskısına karşı galip gelmekten daha çok ödülü hak eden ne olabilir? #16için16. (veya o imkansız gibi geliyorsa, #15için15.) Sosyal medyayı  öteleyen gençler de var. Mesajlaşıp telefonlaşıyorlar ama içinde gezinip bir şeyler postalamıyorlar. Bağımlılığı reddediyorlar. Burada ve burada yapılabileceğine dair kanıtlara ulaşabilirsiniz.

Bu da kendi kendinize yapabileceğiniz versiyonu:  Her ay 23 doları bir kenara ayırarak, çocuğunuzun 10 yaş ile 16 yaş arasındaki sürede 1600 dolar biriktirip onu zor bir işi başarıyla tamamladığı için ödüllendirebilirsiniz -ayrıca elinizde de 56 dolar kalır onu da orta-yaşlı kendinize bir şarap ve atıştıracak tuzlu bişeyler almak için kullanabilirsiniz. İyi bir pazarlık. Artı, çocuğunuzun bir arkadaşı: "Aman tanrım! Instagram'da yoksun!" dediğinde çocuğunuz da "Evet, ve bunun için ödeme bile alıyorum" şeklinde durumu kurtarabilir. Ülkenin geleceğine yatırım olarak nasıl ama?

Çocuğunuz için şu anda yapabileceğiniz iki şey:

  •  Eğer çocuğunuzun bir iPad'i varsa, Safari'yi etkisiz hale getirin. Artık iPad in küresel ağız ishali deposuyla bağlantı kapısı yok. Sadece sizin sunduğunuz uygulamaları kullanabilirler. Bing bang boom. Gayet kolay.
  •  Sadece hayır deyin. Bir kere Musical.ly ve Instagram gibi sosyal medyaya evet dedikten sonra, geri almak gerçekten çok zor.

Pediatristinizin de size destek olmasını sağlayın. Çocuğunuzla bir dahaki ziyaretinizde  doktora önceden yazılmış şöyle bir not iletin: "Johnny ... için yalvarıyor (varsayalım Johnny "BÜTÜN" arkadaşlarının oynadığı şiddet içeren bir oyunu istiyor.) Johnny'ye sebzelerini yiyip yemediğini sorduktan sonra, lütfen yaş sınırı olan yetişkin içeriğe sahip oyunları oynamaması gerektiğini hatırlatın. Teşekkürler! 😉"

Bing Bang Boom. Şimdi bilim de sizin arkanızda. Çocuğunuz size gene kederlenirse "Ama Pediatrist'i dinlemezsem ben nasıl bir anne olurum?" şeklinde yanıtlayabilirsiniz.
(Bu kısımdan tiskindim açıkçası dalavere falan da neyse. Dürüstlük gene daha sağlıklıdır sanki.  -S)
İnsanlar bana hayalci diyor...

Geçenlerde kızımın sonbaharda başlayacağı orta okulu bir turladım. Tur rehberlerimiz takdir almış 7. sınıf öğrencileriydi, bir şekilde hem super rahat hem de çok arkadaş canlısı tiplerdi. Havalı saçları olana yanaşıp okuldaki çocukların çoğunda iPhone olup olmadığını sordum. "Bazılarında var evet, ama bende yok." Gözlerim faltaşı gibi açıldı. "İhtiyacım yok" dedi, "çok dikkat dağıtıyorlar. Ona ayıracak vaktim yok." (Ebeveynlerinin de bununla alakası vardır diye tahmin ediyorum.) Okulda olmadığı zaman arkadaşlarıyla nasıl konuştuğunu sordum."Dizüstü bilgisayarımdan veya iPad'imden Facetime yapıyorum, o anda hangisini kullanıyorsam. Veya sadece yazıyorum." Diğer rehbere de aynısını yapıpı yapmadığını sordum. "Flip Phone'um var (kapaklı eski model cep telefonu.) Şapşal bir şey." deyip güldü. Arkadaşı da güldü. Onların yaşındayken benim odamda olan Miki Fare telefonumdan, telefon kulağımı iyice ısıtana dek nasıl saatlerce konuştuğumdan bahsettim.

Benim kızımın kaderi mühürlendi: Gelecek sonbahar kapaklı telefon kullanan şapşal çocuklardan biri olacak. Eğer miki fareli bir telefon bulamazsam. İyi şanslar, şapşal takımı! Bunu başarabiliriz! #16için16 #billgates #çocukluk

İçtenlikle senin, (saygılarımla diye çevrilebilir...)
The Town Prude (Kasaba namuslusu? )

------------------------------------------------------------------------

gibi gibi... Benim için aydınlatıcı bir yazı oldu, sizin için de öyle olmuştur umarım. Orjinal linkte yazının sonunda çocuklar için bir de kamera önerisi ve ebeveynler için kitap önerileri var fakat buraya koymadım. Bana kalsa çocuğu okula hiç yollamamak daha sağlıklı ama pratikte onu başarmak pek kolay değil galiba. Bir de bilgisayar oyunu konusunda fazla korumacı olmaya gerek yok gibi geliyor bana açıkçası, oyun sonuçta, ama neyse tamam. Selamlar sevgiler!


Posted in | 0 yorum

Açıkmeme - sağabildiğin kadar iç 1 lira. inekli restoran fikri


Tutar mı lan yoksa?

cafe gibi de olabilir yahut inekle adamı bi odaya koyucan kapıyı kapıycan, kalabalık gruplara çoklu inek servisi. doğrudan emmek yok, ellere eldiven, bokları da sağan temizler.

Posted in | 0 yorum

oldu

dine de devlete de teknoloji olarak bakmak gerek belki.. ilkel de olsa işe yaradığı için kullanılıyor. beyinler hesaplıyor şu şu davranışlar karlı ona yöneliyorlar. kliselerin haçların bol bulunduğu bir yörede hristiyanlık makulken camilerin islami kültürel çağrışımlı nesnelerin yaygın olduğu bir ortamda ise beyin müslümanlık kimliğini benimsemek durumunda kalır. beyne nüfuz eden yeni bilgiler doğrultusunda davranış da değişim gösterir. alternatifler oluşturmak o açıdan kritik, fakat gelişmiş düşünsel teknolojiler karmaşık olduğundan sağlam bir kültürel altyapı olmadığı sürece geniş kitlelere yayılması zor. tabii internet aracılığıyla çok sayıda insanın beynine kısa zamanda kilit bilgiler aktarmak mümkün, yani modern din/devlet anlayışının evrimi aslında hepimize bağlı.

Posted in | 0 yorum

Makul Devlet

Hiyerarşik yapı yok tek tip üyeler

konuşup anlaşsınlar yerel genel herkeş eşit - konuşulamayan şeyler konuşulur

mülkiyet vb her kavram sorgulamaya teşvik

yasak yok herkes akıllı uslu olsun, fazla vahşileşmeyin

bi ihtiyacınız varsa gelin yardımcı olmaya çalışırız
hatta alın her bireye harçlık

-kedi anayasası

Posted in | 0 yorum

Ya Tutarsa : Nasreddin Hoca ve Bilim Felsefesi

Ya tutarsa kafası ideal bilimsel tavra en güzel örnek değil mi ya?

Saf bir merak
Egodan arınmış, dont-know mind
Doğrudan deney
Bilgi veri algı odaklı

Posted in | 0 yorum

Şiddetsiz İletişim Kapsamında Ricalar ve Talepler arasındaki Fark

Annemle ilişkime yardımı olacağını umduğum için tercüme ettiğim bir metin var aşağıda. Uğraşıp çevirmişken paylaşayım dedim. Marshall Rosenberg'in 'Şiddetsiz İletişim: Bir Yaşam Dili' başlıklı kitabının ses kaydı versiyonundan çevrilmiştir: [Nonviolent Communication Disc 2 - Track 09 The Difference Between Requests and Demands] Kitabın Türkçesi günümüzde kolay kolay bulunamıyor anladığım kadarıyla.

Günlük hayatta büyük önem taşıyan bir konu bence. Şiddetsiz iletişimi anlamak için uygun bir başlangıç noktası olmayabilir, saçma gelir belki lök diye böyle ortasından girince de yine de metni okuyup üstünde düşünmeniz önerilir işte. Buyrun:


"Bir ricada bulunduğumuz zaman diğer insanların onu talep olarak değil de rica olarak alması çok önemlidir. Rica olarak alındığında bu bir hediyedir çünkü o kişiye biz insanların çok sevdiği bir şeyi yapma fırsatı verir: birbirimizin iyiliğine katkıda bulunmak. Ama talep duymaktan hoşlanmayız; özerkliğimizi tehdit eder. Peki bir rica ila talep arasındaki fark nedir?

Benim kullandığım tabiriyle ‘talep’ kişinin bir ricayı yerine getimediği takdirde bir şekilde cezalandıralacağına inandığı durumdur; reddedileceklerine, suçlanacaklarına, ya da utanç duydurtulacaklarına inanırlar. İnsanlar bir ricayı talep olarak görürlerse iki seçenekleri vardır: Teslimiyet ya da İsyan. İki şekilde de ricada bulunan şahıs baskıcı olarak algılanır, ve dinleyicinin merhametle karşılık verme kapasitesi tükenir. Geçmişte ricalarımıza karşılık alamadığımızda insanları ne kadar kınayıp cezalandırdıysak ya da suçluluk duymalarını sağlamaya çalıştıysak, ricalarımızın talep olarak duyulma ihtimali de o kadar yüksek olur.

Bu taktikleri başkaları kullandığı takdirde de bedelini öderiz; hayatımızdaki insanlar başkalarının ricalarını yerine getirmedikleri takdirde ne kadar azarlanıp, cezalandırılıp, kendilerini suçlu hissetmeleri sağlanmışsa, bu yükü sonraki tüm ilişkilerinde de taşıyıp her ricada bir talep duymaları muhtemeldir.

Bir durumun iki farklı halini ele alalım...

Jack arkadaşı Jane’e diyor ki:


-Yalnızım ve bu akşamı benimle birlikte geçirmen hoşuma gider.


Şimdi bu bir rica mı yoksa talep mi? Cevap: Jane reddettiği takdirde Jack’in ona nasıl davranacağını görmeden bilemeyiz. Örneğin Jane’in böyle yanıtladığını varsayalım:


-Jack, gerçekten yorgunum. Kendine eşlik edecek birini istersen, bu akşam için başka birini bulmaya ne dersin?


Eğer Jack sonra böyle yanıtlarsa:


-Hep böyle bencilsin sen zaten!


...o zaman ricası aslında bir talepmiş demektir. Jane’in dinlenmeye olan ihtiyacıyla empati kuracağı yerde, onu söyledikleri için suçluyor.

Bir de ikinci bir senaryo hayal edin:


-Yalnızım ve bu akşamı benimle birlikte geçirmen hoşuma gider.


Jane:


-Jack, gerçekten yorgunum. Kendine eşlik edecek birini istersen, bu akşam için başka birini bulmaya ne dersin?


Jack hiç bir şey söylemeden diğer tarafa döner. Bozulduğunu sezen Jane sorar:


-Seni rahatsız eden bir şey mi var Jack?


-Hayır.


-Yapma be Jack. Bir şeyler olduğunu sezebiliyorum. Sorun nedir?


-Kendimi ne kadar yalnız hissettiğimi biliyorsun. Beni gerçekten sevseydin akşamı benimle geçirirdin!


Yine Jane’in ihtiyacıyla empati kurmak yerine, Jack Jane’in verdiği karşılığı Jane’in onu sevmediği ve onu reddettiği şeklinde yorumluyor. Rızasızlığı ne kadar reddetme olarak yorumlarsak, ricalarımızın da talep olarak duyulma ihtimali o kadar artar. Kendi kendini gerçekleştiren bir kehanet gibi. Çünkü insanlar ne kadar çok talep duyarlarsa bizimle vakit geçirmekten ve ricalarımızı yerine getirmekten de de o kadar az keyif alırlar.

Öte yandan eğer Jack’in verdiği yanıt Jane’in hislerini ve ihtiyaçlarını saygıyla dikkate alan şekilde olsaydı, Jack’in gerçekten de bir talep yerine ricada bulunduğunu bilirdik. Yani Jane’e şöyle demiş olabilirdi:


-Demek kendini bitkin hissediyorsun ve bu akşam dinlenmeye ihtiyacın var Jane.


Şimdi ona bu empatiyi verdikten sonra, eğer isterse Jane’in duruma daha farklı bakmasını sağlamayı deneyip, ikisinin de ihtiyacını karşılayabilecek bir çözüm arayabilir. Eğer önce o empatiyi alsaydı Jane muhtemelen Jack’in yanından ayrılmasını şart koşmayan bir başka çözüm de aramaya gönüllü olabilirdi. Başkalarının ricalarımızın talep değil de gerçekten rica olduğuna güvenmelerini sağlamak için onların sadece gerçekten içlerinden gelerek razı oldukları takdirde ricalarımızı gerçekleştimelerini istediğimizi belirtebiliriz.

Örneğin ‘Masayı kurmanı isterim.’ demek yerine ‘Masayı kurmak ister misin?’ diyebiliriz.

Ancak ricamızın hakiki olduğunu göstermenin en güçlü yolu, hangi sebepten olursa olsun insanlar bir ricamızı yerine getirmek istemediği takdirde onlarla empati kurmaktır. Başka insanlar ricamıza razı olmadıklarında onlara verdiğimiz karşılıkla ricamızın talep olmadığını sergileyebiliriz. Birinin bizim ricamızı yerine getirmesine engel olan şeyin ne olduğunu empati yoluyla anlamaya hazırlıklıysak o zaman zaten tanım olarak talepte değil de ricada bulunmuşuz demektir.

Talep yerine ricada bulunmak biri bize hayır dediğinde pes etmek manasına da gelmez. Sadece karşı tarafın ‘Evet’ demesine engel olan şeyle empati kurana kadar ikna etmeye çabalama işine girişmediğimiz manasına gelir.

Hakiki bir ricada bulunmak aynı zamanda kendi amacımızın de farkında olmamızı gerektirir. Eğer amacımız yalnızca başka insanların davranışını değiştirmek ya da kendi istediğimizi yaptırmaksa o halde şiddetsiz iletişim uygun bir araç değildir. Şiddetsiz iletişim, diğerlerinin yalnızca kendi istekleriyle ve şefkatle değişip karşılık verebilecekleri takdirde bunları yapmasından hoşlananlar için tasarlanmıştır. Şiddetsiz iletişimin amacı dürüstlük ve empati üzerine kurulu ilişkiler oluşturmaktır.

Eğer diğer insanların bizim öncelikli bağlılığımızın ilişkimizin kalitesine olduğuna ve bizim bu işlemin herkesin ihtiyaçlarını tatmin etmesini beklediğimize güveni olursa, o zaman ricalarımızın gerçek ricalar olduğuna ve kamuflaj edilmiş talepler olmadığına da güvenebilirler.

Bu amaç için gerekli bilinci korumak zordur. Özellikle ebeveynler, öğretmenler, menejerler ve işleri insanları etkileyerek netice elde etmeye dayalı benzer pozisyonlardaki insanlar için. Bu işlemi öğrenme sürecinin başlarında kendimizi temelde yatan maksadın farkında olmadan şiddetsiz iletişimin çeşitli öğelerini mekanik bir şekilde uygularken bulabiliriz. Ve sürekli olarak maksadın başkalarından istediğimizi almak değil de ilişkimizde şefkatli bir vericiliğe imkan sağlayacak kalitede bir bağ oluşturmak olduğunun bilincinde olmamız önemlidir; herkesin ihtiyaçlarının karşılanmasını sağlayacak türde bir şefkatli vericilik.

Ancak bazen niyetin bilincinde de olsak ve ricalarımızı çok dikkatli de dile getirsek insanlar yine de söylerimizde bir talep duyabilir, özellikle de yaşamları geçmişte hep taleplerle dolu idiyse. Ve biz otorite pozisyonunda olduğumuz ve geçmişte otoritelerle hoş tecrübeleri olmayan insanlarla konuştuğumuz zaman bu daha da geçerli olur.

...

[Uzun bi örnek vardı arada üşendim tercümeye. Sabırla, tavrını bozmadan empati kurup çabalayarak okulun birindeki bir grup asi öğrencinin ihtiyaçlarını umursadığını onlara nasıl açıkladığını anlatıyordu.]

Bu tarz durumlarda karşıdaki insanın bizim ricamızın talep değil de gerçekten rica olduğunu anlaması biraz zaman alabilir.

Bir ricada bulunurken ricalarımızı otomatik olarak talebe çevirecek tarzda düşünceler için zihnimizi taramak da yardımcı olur:

Örneğin kafamızın içinde bir ‘Yapmalı’ var ise -‘Odasını toplamalı!’ şeklinde... o zaman ne rica edersek edelim muhtemelen bir talep olacaktır. ‘Benim dediğimi yapması gerekli!’ de muhtemelen talep olarak duyulacaktır. ‘Maaşıma zam almayı hakediyorum!’; muhtemelen gene talep. ‘Hakkım var!’, ‘Gerekçem var!’ vesaire... İhtiyaçlarımızı bunlara benzer kalıplara oturtursak başka insanlar ricamızı yerine getirmediği takdirde onları yargılamamız kaçınılmaz hale gelir..."

[O tarz uydurma kurallara dayalı kavramlardan kaçınmalı yani. Çünkü onlara dayalı yargılar bizi her insanın içinde olup biten gerçeklikten uzaklaştıracaktır falan filan...]