Şiddetsiz İletişim Kapsamında Ricalar ve Talepler arasındaki Fark

Annemle ilişkime yardımı olacağını umduğum için tercüme ettiğim bir metin var aşağıda. Uğraşıp çevirmişken paylaşayım dedim. Marshall Rosenberg'in 'Şiddetsiz İletişim: Bir Yaşam Dili' başlıklı kitabının ses kaydı versiyonundan çevrilmiştir: [Nonviolent Communication Disc 2 - Track 09 The Difference Between Requests and Demands] Kitabın Türkçesi günümüzde kolay kolay bulunamıyor anladığım kadarıyla.

Günlük hayatta büyük önem taşıyan bir konu bence. Şiddetsiz iletişimi anlamak için uygun bir başlangıç noktası olmayabilir, saçma gelir belki lök diye böyle ortasından girince de yine de metni okuyup üstünde düşünmeniz önerilir işte. Buyrun:


"Bir ricada bulunduğumuz zaman diğer insanların onu talep olarak değil de rica olarak alması çok önemlidir. Rica olarak alındığında bu bir hediyedir çünkü o kişiye biz insanların çok sevdiği bir şeyi yapma fırsatı verir: birbirimizin iyiliğine katkıda bulunmak. Ama talep duymaktan hoşlanmayız; özerkliğimizi tehdit eder. Peki bir rica ila talep arasındaki fark nedir?

Benim kullandığım tabiriyle ‘talep’ kişinin bir ricayı yerine getimediği takdirde bir şekilde cezalandıralacağına inandığı durumdur; reddedileceklerine, suçlanacaklarına, ya da utanç duydurtulacaklarına inanırlar. İnsanlar bir ricayı talep olarak görürlerse iki seçenekleri vardır: Teslimiyet ya da İsyan. İki şekilde de ricada bulunan şahıs baskıcı olarak algılanır, ve dinleyicinin merhametle karşılık verme kapasitesi tükenir. Geçmişte ricalarımıza karşılık alamadığımızda insanları ne kadar kınayıp cezalandırdıysak ya da suçluluk duymalarını sağlamaya çalıştıysak, ricalarımızın talep olarak duyulma ihtimali de o kadar yüksek olur.

Bu taktikleri başkaları kullandığı takdirde de bedelini öderiz; hayatımızdaki insanlar başkalarının ricalarını yerine getirmedikleri takdirde ne kadar azarlanıp, cezalandırılıp, kendilerini suçlu hissetmeleri sağlanmışsa, bu yükü sonraki tüm ilişkilerinde de taşıyıp her ricada bir talep duymaları muhtemeldir.

Bir durumun iki farklı halini ele alalım...

Jack arkadaşı Jane’e diyor ki:


-Yalnızım ve bu akşamı benimle birlikte geçirmen hoşuma gider.


Şimdi bu bir rica mı yoksa talep mi? Cevap: Jane reddettiği takdirde Jack’in ona nasıl davranacağını görmeden bilemeyiz. Örneğin Jane’in böyle yanıtladığını varsayalım:


-Jack, gerçekten yorgunum. Kendine eşlik edecek birini istersen, bu akşam için başka birini bulmaya ne dersin?


Eğer Jack sonra böyle yanıtlarsa:


-Hep böyle bencilsin sen zaten!


...o zaman ricası aslında bir talepmiş demektir. Jane’in dinlenmeye olan ihtiyacıyla empati kuracağı yerde, onu söyledikleri için suçluyor.

Bir de ikinci bir senaryo hayal edin:


-Yalnızım ve bu akşamı benimle birlikte geçirmen hoşuma gider.


Jane:


-Jack, gerçekten yorgunum. Kendine eşlik edecek birini istersen, bu akşam için başka birini bulmaya ne dersin?


Jack hiç bir şey söylemeden diğer tarafa döner. Bozulduğunu sezen Jane sorar:


-Seni rahatsız eden bir şey mi var Jack?


-Hayır.


-Yapma be Jack. Bir şeyler olduğunu sezebiliyorum. Sorun nedir?


-Kendimi ne kadar yalnız hissettiğimi biliyorsun. Beni gerçekten sevseydin akşamı benimle geçirirdin!


Yine Jane’in ihtiyacıyla empati kurmak yerine, Jack Jane’in verdiği karşılığı Jane’in onu sevmediği ve onu reddettiği şeklinde yorumluyor. Rızasızlığı ne kadar reddetme olarak yorumlarsak, ricalarımızın da talep olarak duyulma ihtimali o kadar artar. Kendi kendini gerçekleştiren bir kehanet gibi. Çünkü insanlar ne kadar çok talep duyarlarsa bizimle vakit geçirmekten ve ricalarımızı yerine getirmekten de de o kadar az keyif alırlar.

Öte yandan eğer Jack’in verdiği yanıt Jane’in hislerini ve ihtiyaçlarını saygıyla dikkate alan şekilde olsaydı, Jack’in gerçekten de bir talep yerine ricada bulunduğunu bilirdik. Yani Jane’e şöyle demiş olabilirdi:


-Demek kendini bitkin hissediyorsun ve bu akşam dinlenmeye ihtiyacın var Jane.


Şimdi ona bu empatiyi verdikten sonra, eğer isterse Jane’in duruma daha farklı bakmasını sağlamayı deneyip, ikisinin de ihtiyacını karşılayabilecek bir çözüm arayabilir. Eğer önce o empatiyi alsaydı Jane muhtemelen Jack’in yanından ayrılmasını şart koşmayan bir başka çözüm de aramaya gönüllü olabilirdi. Başkalarının ricalarımızın talep değil de gerçekten rica olduğuna güvenmelerini sağlamak için onların sadece gerçekten içlerinden gelerek razı oldukları takdirde ricalarımızı gerçekleştimelerini istediğimizi belirtebiliriz.

Örneğin ‘Masayı kurmanı isterim.’ demek yerine ‘Masayı kurmak ister misin?’ diyebiliriz.

Ancak ricamızın hakiki olduğunu göstermenin en güçlü yolu, hangi sebepten olursa olsun insanlar bir ricamızı yerine getirmek istemediği takdirde onlarla empati kurmaktır. Başka insanlar ricamıza razı olmadıklarında onlara verdiğimiz karşılıkla ricamızın talep olmadığını sergileyebiliriz. Birinin bizim ricamızı yerine getirmesine engel olan şeyin ne olduğunu empati yoluyla anlamaya hazırlıklıysak o zaman zaten tanım olarak talepte değil de ricada bulunmuşuz demektir.

Talep yerine ricada bulunmak biri bize hayır dediğinde pes etmek manasına da gelmez. Sadece karşı tarafın ‘Evet’ demesine engel olan şeyle empati kurana kadar ikna etmeye çabalama işine girişmediğimiz manasına gelir.

Hakiki bir ricada bulunmak aynı zamanda kendi amacımızın de farkında olmamızı gerektirir. Eğer amacımız yalnızca başka insanların davranışını değiştirmek ya da kendi istediğimizi yaptırmaksa o halde şiddetsiz iletişim uygun bir araç değildir. Şiddetsiz iletişim, diğerlerinin yalnızca kendi istekleriyle ve şefkatle değişip karşılık verebilecekleri takdirde bunları yapmasından hoşlananlar için tasarlanmıştır. Şiddetsiz iletişimin amacı dürüstlük ve empati üzerine kurulu ilişkiler oluşturmaktır.

Eğer diğer insanların bizim öncelikli bağlılığımızın ilişkimizin kalitesine olduğuna ve bizim bu işlemin herkesin ihtiyaçlarını tatmin etmesini beklediğimize güveni olursa, o zaman ricalarımızın gerçek ricalar olduğuna ve kamuflaj edilmiş talepler olmadığına da güvenebilirler.

Bu amaç için gerekli bilinci korumak zordur. Özellikle ebeveynler, öğretmenler, menejerler ve işleri insanları etkileyerek netice elde etmeye dayalı benzer pozisyonlardaki insanlar için. Bu işlemi öğrenme sürecinin başlarında kendimizi temelde yatan maksadın farkında olmadan şiddetsiz iletişimin çeşitli öğelerini mekanik bir şekilde uygularken bulabiliriz. Ve sürekli olarak maksadın başkalarından istediğimizi almak değil de ilişkimizde şefkatli bir vericiliğe imkan sağlayacak kalitede bir bağ oluşturmak olduğunun bilincinde olmamız önemlidir; herkesin ihtiyaçlarının karşılanmasını sağlayacak türde bir şefkatli vericilik.

Ancak bazen niyetin bilincinde de olsak ve ricalarımızı çok dikkatli de dile getirsek insanlar yine de söylerimizde bir talep duyabilir, özellikle de yaşamları geçmişte hep taleplerle dolu idiyse. Ve biz otorite pozisyonunda olduğumuz ve geçmişte otoritelerle hoş tecrübeleri olmayan insanlarla konuştuğumuz zaman bu daha da geçerli olur.

...

[Uzun bi örnek vardı arada üşendim tercümeye. Sabırla, tavrını bozmadan empati kurup çabalayarak okulun birindeki bir grup asi öğrencinin ihtiyaçlarını umursadığını onlara nasıl açıkladığını anlatıyordu.]

Bu tarz durumlarda karşıdaki insanın bizim ricamızın talep değil de gerçekten rica olduğunu anlaması biraz zaman alabilir.

Bir ricada bulunurken ricalarımızı otomatik olarak talebe çevirecek tarzda düşünceler için zihnimizi taramak da yardımcı olur:

Örneğin kafamızın içinde bir ‘Yapmalı’ var ise -‘Odasını toplamalı!’ şeklinde... o zaman ne rica edersek edelim muhtemelen bir talep olacaktır. ‘Benim dediğimi yapması gerekli!’ de muhtemelen talep olarak duyulacaktır. ‘Maaşıma zam almayı hakediyorum!’; muhtemelen gene talep. ‘Hakkım var!’, ‘Gerekçem var!’ vesaire... İhtiyaçlarımızı bunlara benzer kalıplara oturtursak başka insanlar ricamızı yerine getirmediği takdirde onları yargılamamız kaçınılmaz hale gelir..."

[O tarz uydurma kurallara dayalı kavramlardan kaçınmalı yani. Çünkü onlara dayalı yargılar bizi her insanın içinde olup biten gerçeklikten uzaklaştıracaktır falan filan...]

Domuz Gribi Dalaveresi

Türk halkı bu manyaklığı pek ciddiye almaz diye ummuştum ama kendi abimin falan maske takmaya başladığını duyunca çevremdeki insanlarla paylaşmaya çalıştığım şeyi buraya da koyayım bari dedim, çünkü internette hakkaten adam gibi bir türkçe bilgi kaynağı yok:

Çok uğraşmadan bir tanıdığıma yolladığım bir epostayı yapıştırıyorum biraz temizleyip. 'Domuz gribi' denen şeye karşı duyulan korkunun dile getirildiği bir epostaya cevap olarak yazdıydım:

"Gidin meditasyon falan yapın lütfen. Endişeleriniz mantıksız. O kadar psikoloji msikoloji diyoruz, eleştirel düşünce diyoruz, inancı onaylama taraflılığı diyoruz hala süpheyle yaklaşıp hastalığa olan inancınızdan vazgeçmek için çaba göstermiyosunuz. Gözünle adam gibi bir kanıt mı gördün ki bu kadar güveniyorsun medyanın sana anlattıklarına? Bilmiyor musun ki hastalığa inancın hastalanma ihtimalini arttırıyor? Politikacıları nasıl sorguluyorsanız bilimi (ya da bilimmiş gibi sunulanı diyeyim) ve o bilimi sorgulamayı bilmeyen medyayı da sorgulamaya başlayın artık lütfen ufak ufak... Kendini uzman olarak satanlar bile normal gripten bir farkı olmadığını söylüyor zaten. Bir silkeleyin kendinizi de eleştirel yaklaşabilen kaynaklara başvurun bu konuları araştırıp irdelerken.

İyileşmek istiyorsan bence adam gibi bir şeyler ye, otur kapa gözlerini, emek harcayıp hastalığı mastalığı sil zihninden. Ne kadar süre alacaksa alsın ama virüse inancın ve korkun sürdükçe vücüdun iyi olsa bile kendini iyi hissedemezsin.

Televizyon izleyip gazete okumayı da bırak artık kendini öldürmeden.
Al bu kitabı oku illa inanacak birisi lazımsa:

Prof. Dr. Sait Kapıcıoğlu'nun, 'Yalancılar-Çıkarcılar Domuz Gribi' kitabı okurla buluştu.

"...kitapta, ''Küresel ekonomistlerin, önce tehlike ve felaket yaygarası yapıp, sonra bunu düzeltecek pahalı tedbirleri topluma kabul ettirmeye çalıştığı, uydurulmuş domuz gribi salgını ile aşı, serum, ilaç propagandası başlatılarak, ilaç firmaları veantibiyotik komitelerinin rant sağlamasına yol açıldığı'' öne sürülüyor. "

Şuna da bak:
49 Milyar dolarlık ‘Naylon domuz gribi’

Onu açamazsan Facebook a üye olmadığın için falan şunlara bak:
‘Naylon domuz gribi’
Domuz gribi aşısının firmalara yıllık getirisi 49 milyar dolar
Domuz gribi korkuttu `maskeciler`in değeri 4.5 milyar dolar arttı

Falan filan...Sorgulayın yani! Bu kadar çok para olunca işin içinde illa ki bir taraflılık oluyo işte dünya medyasında, ve onun gazıyla gerçekleşen eylemlerde...

Bu da gayet alakalı konumuzla, tercümesi biraz garip olsa da anlaşılıyor:
http://www.klasikyoga.com/forum/index.php?action=printpage;topic=4694.0

'...Nosebo etkisi

Hasta olduğuna inanıyor olmanın seni hasta edeceği fikri çok uçuk görünebilir ama bir çok deneme kuşkuya mahal bırakmayacak şekilde tersinin doğru olduğunu ve telkinlerin gücünün sağlığımızı arttırdığını ortaya koymuştur.
...
Nosebo etkisi korkutucu bir şekilde bulaşıcı olabilmektedir. Belirlenebilen bir sebebi olmayan semptomların insan gruplarında yayılması vakaları yüzyıllardır vardır ve bu toplu psikojen hastalık olarak bilinen bir olaydır. İngilteredeki Hull universitesinde psikolog Irving Kirsch ve Giuliana Mazzoni'nin son dönemlerdeki bir araştırmasına bir salgın ilham olmuştur.
Bir grup öğrenciden normal hava örneğini solumalarını istemişlerdir. Tüm katılımcılara bunun baş arısı, bulantı, kaşıntı ve uyuşukluk yapan şüpheli bir çevre toksini içerdiği anlatılmıştır. Grubun yarısı bir kadının bu örneği soluduğunu ve bu semptomları gösterdiğini seyretmişlerdir. Bunu soluyan öğrenciler bu semptomları yaşadıklarını diğerlerinden daha fazla bildirmişlerdir. Semptomlar aynı zamanda özellikle bir diğerinin hasta olduğunu gören kadınlarda daha fazla ifade edilmiştir- toplu psikojen hastalıklarda rastlanan bir önyargı. Bu çalışma olası bir yan etkiyi duymakla veya görmekle sizinde bunu yaşama olasılığınızın arttığını göstermektedir. Bu da doktorları çok zor bir durumda bırakmaktadır. Mazzoni "bir taraftam insanların neyle karşılaşacaklarını bilme hakları var ama bu da bu etkileri yaşama olasılığını arttırıyor" demektedir.

Montgomery olumsuz beklentileri minimize etmek için doktorların kelimelerini dikkatle seçmeleri gerekiyor demektedir. "herşey bunu nasıl söylediğinle ilgili"'...'


Uyanık olun yani..."

İngilizce kaynak olarak da şuralara başvurabilirsiniz isterseniz:

ALERT: Special Swine Flu Update

Nosebo etkisi ile ilgili ingilizce daha detaylı bilgi:
Placebo-Nocebo

Benden söylemesi...

Yorum olarak buraya da bir link postalayıverdim kritik bir bakış açısına sahip oldukları için:
Oda TV - Domuz Gribinin Bilinmeyenleri

...

Kenan Evren '50 Cent' etmedi

Isik tutucu bir haber:

http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalDetay&ArticleID=931686&Date=17.04.2009&CategoryID=77&ref=bulten

" Antalya'da, TÜBİTAK için 4 lisede 289 öğrenciyle yapılan bir araştırma ilginç sonuçlar ortaya çıkardı.

Fotoğrafları gösterilen 12 Eylül darbecisi, 7'nci Cumhurbaşkanı Kenan Evren'i ‘Tanımıyorum’ diyen erkek öğrencilerin oranı yüzde 69, kızların yüzde 88 çıktı.

İstiklal Marşı'nın yazarı Mehmet Akif Ersoy'u da erkek ve kız öğrencilerin yarısından fazlası tanımadı. Küba'da devrime imza atan Che Guevara, Sultan Vahdettin ve Karl Marx'tan daha çok tanınırken, ‘50 Cent’ adı ile popüler olan ABD'li rap müzik sanatçısı Curtis James Jackson, tanınırlıkta ünlü piyanist Fahir Atakoğlu, Ayhan Işık, Müşfik Kenter, Ayşe Kulin ve Orhan Pamuk'un toplamını geçti. ..."

Genclikle az cok hasir nesir birisi olarak, ben pek sasirmadim. Ben de asagi yukari 1-2 sene öncesine kadar son derece apolitik, gercek dünyadan kopuk birisiydim zaten. Pisman degilim ama cok muhtesem bir durum degil tabii. Egitim sistemiyle, Türk medyasiyla, genel olarak ülkedeki sistemle cok alakali bir durum. Bu tarz anketler insanlarin durumun ne kadar vahim oldugunu anlamalari acisindan faydali. Daha ne rezillikler ortaya cikar arastirilsa.

Antalya'da lise ögrencileri arasinda yapilan arastirma sonuclari:

Posted in | 0 yorum

Denyoluk no. 1

Snra yazcam, timur selcukla ilgili bi anim...

Posted in | 0 yorum